1977'ye gelin. Philip K. Dick, Metz'de bir kürsüye çıkıyor. Diyor ki: "Bilgisayar tarafından programlanmış bir gerçeklikte yaşıyoruz.

Ömer Hayyam'ın o dörtlüğünü bilirsiniz.
"Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!"

Lisede duvarlara yazardık. O zaman isyan sanırdık. Bugün dönüp bakınca isyandan çok teşhis olduğunu anlıyorum.

Hayyam 1048'de doğdu. Çadır kuran anlamına gelen Hayyam mahlasını boşuna almadı. Evrenin de bir çadır gibi kurulup söküldüğünü gördü.

Matematikçiydi, astronomdu.

Yıldızların hareketini bizden bin yıl önce cetvelle ölçen bir adamın "yıldızlar boştur" demesi, cehalet değil, hesap kitap işi.

Asıl çeviriye bakın, daha da sert.

Farsçasında "boştur boş" değil, "hiçtir" diyor.

"Ey habersizler, bu dokuz katlı süslü gökkubbe hiçtir."

Yani yok. Kod yok, sadece ışık var.

I M G 9565

Şimdi 1977'ye gelin. Philip K. Dick, Metz'de bir kürsüye çıkıyor.

Diyor ki: "Bilgisayar tarafından programlanmış bir gerçeklikte yaşıyoruz. Tek ipucu, bir değişken değiştiğinde oluşan deja vu'dur."

Arada dokuz yüz yıl var. Biri rasathanesinden bakıyor, biri Hollywood'un kıyısından. İkisi de aynı şeyi söylüyor: Bu gördüğünüz sahne, sahne.

Dick korkmuştu. Mektuplarında evinin basıldığını, dosyalarının çalındığını yazdı. Sistemin kendisini susturacağını sandı. Hayyam ise korkmadı. Çünkü o, Dick'in 1974'te pembe bir ışıkla keşfettiğini, 900 yıl önce şarap testisinin başında çözmüştü.

"Şu durmadan kurulup dağılan evrende" dizesi bugün bir yazılımcının kuracağı cümle. Kurulup dağılmak. Render olup silinmek. Evren saniyede milyarlarca kez yenilenen bir ekran gibi. Kuantum fiziği bugün ne diyor? Maddeye yaklaştıkça madde kayboluyor, sadece ihtimal kalıyor. Hayyam buna bin yıl önce "hiç" demiş.

Peki madem hiç, ne yapacağız?

İşte Hayyam ile Matrix'i ayıran yer burası.
Wachowski kardeşler bize kırmızı hapı uzatır. Uyan, gerçek dünyaya gel, savaş.

I M G 9564

Dick de öyle der. Uyan, programcıyı bul.

Hayyam hapların ikisini de iter. Madem bir nefeslik bir simülasyonsun, o bir nefesi kavga ederek heba etme diyor. Gönlünü hoş tut.

Bu bir teslimiyet değil. Bu, oyunu çözmüş bir adamın oyunu ciddiye almayı bırakması.
Modern insanın kaygısı da buradan geliyor zaten. Hepimiz bir şeylerin sahte olduğunu hissediyoruz. Haberler sahte, mutluluklar filtreli, başarılar kiralık. Sistemin bizi uyuttuğunu düşünüyoruz. Dick haklıymış diyoruz.

Hayyam ise omzumuza dokunup diyor ki: Evet, sahte. Zaten bin yıldır sahteydi. Bunu yeni mi anladın?
Ey kör, diyor. Kör diye kızdığı için değil. Göremediğin için. Gök kubbeye bakıp yıldız sanıyorsun, oysa boşluk.
Ve sonra en acımasız nasihati veriyor: Bir nefestir alacağın, o da boştur boş.

Boş olduğu için üzülme. Boş olduğu için sev. Çünkü dolu olsaydı, sorumluluğu çok ağır olurdu.

Bilgisayar tarafından programlanmış bir gerçeklikte yaşıyoruz. Tek ipucu, bir değişken değiştiğinde oluşan deja vu'dur."

Sizce Philip K. Dick bizi uyardı mı ?
Sizce programlanmış bir gerçeklikte mi yaşıyoruz?