Bazı haberler vardır; sadece okunmaz, insanın içinde bir yere dokunur. Londra’dan Taşkent’e uzanan bir imza töreni de tam olarak böyle bir iz bırakıyor. “Gittim, gördüm, gururlandım” cümlesi bu yüzden sadece bir duygunun değil, aynı zamanda bir tanıklığın özeti gibi duruyor.
3 Haziran 2026’da Taşkent’te gerçekleşen buluşma, sadece iki medya kurumunun bir araya gelmesi değil; Türk dünyası ile Avrupa arasında kurulmak istenen yeni bir iletişim köprüsünün resmî bir adımı olarak kayda geçti. Londra merkezli Avrupa Ajansı (AVA), Özbekistan Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Dunyo Haber Ajansı ile devlet düzeyinde bir mutabakat zaptı imzaladı.
Bu imza, Özbekistan Gazetecilik ve Kitle İletişimi Üniversitesi’nde düzenlenen “Türk Dünyasında Medya ve Eğitim Paneli” kapsamında atıldı. Taşkent’in akademik atmosferi içinde gerçekleşen bu buluşma, aslında yalnızca bir protokol değil; medya diplomasisinin yeni bir dil arayışının da sahnesiydi.
Anlaşmaya AVA Kurucusu ve Editörü olarak ben, diğeri ise Dunyo Haber Ajansı Direktörü Shakhzoda Kuchkarova adına Fakhriddin Parpiev oldu. Törende ayrıca Global Journalism Council (GJC-KGK) adına süreci yürüten Mehmet Ali Dim de yer aldı.
“Türk yurdu Özbekistan’da böyle bir anlaşmaya imza atmak gurur verici” sözlerim, yalnızca bir açıklama değil; diasporadan yükselen bir medya vizyonunun kısa bir özeti gibiydi.
Peki bu anlaşma neden önemli?
Çünkü mesele sadece haber paylaşımı değil. Metnin satır aralarında daha büyük bir hedef okunuyor: Londra’dan Semerkant’a, Taşkent’ten Avrupa başkentlerine uzanan bir bilgi akışı kurmak. Haberlerin, belgesellerin, kültürel içeriklerin ortak üretimiyle sınırları aşan bir medya ağı oluşturmak.
Anlaşma kapsamında:
- Haber ve bilgi paylaşımı,
- Ortak belgesel ve kültürel yapımlar,
- Turizm ve yatırım odaklı içerikler,
- Ortak medya çalıştayları
gibi başlıklar öne çıkıyor.
AVA’nın daha önce BBC gibi kurumlarla ve Avrupa’nın farklı ülkelerindeki medya yapılarıyla yürüttüğü iş birlikleri de düşünüldüğünde, bu adımın Orta Asya’ya uzanması, ajansın ölçeğini genişletme çabası olarak da okunabilir.
Ama Taşkent’te hissedilen şey teknik bir genişleme değil; daha çok tarihsel bir yakınlaşma duygusu. Türk dünyasının farklı coğrafyaları arasında kurulan her temas, biraz da ortak hafızanın yeniden hatırlanması gibi.
Son söz yine aynı duyguda düğümleniyor: gittim, gördüm, gururlandım.
Çünkü bazı imzalar sadece kurumlar arasında atılmaz; aynı zamanda bir coğrafyanın birbirine yeniden bakma iradesini de temsil eder.